1.06.2013

DİR-ENİŞ/İLİŞ

TURGUT UYAR yıllar evvel ‘kalktım ki ağaçlar uyuyor’ demişti. ANCAK GÜNLERDİR AĞAÇLAR DA UYANIK.

‘iki tane ağacın kesilmesine karşı çıkılıyor’ değildi durum. Nefes alma hakkının engellenmeye çalışılması, her tarafın betonlarla kaplı olmasından duyulan rahatsızlığı dile getirmek ve ‘hükümet! İnsanını yok sayamazsın’ demekti. Ve insanlar günler evvel, en ufak bir hır gür çıkarmadan, birlik olarak, şarkılarla, türkülerle, umutlarla, şiirlerle, kitaplarla bir araya geldi. Okan Bayülgen kitap okudu. Mini konserler verildi. 7’den 77’ye herkes oradaydı. Ve ANAYASA’NIN 34,56,137 VE 40. MADDELERİNCE insanların herhangi bir usulsüzlük yaptığı yoktu. 

İş makineleri çalışmaya başladığında dokunulmazlığı olan Sırrı Süreyya Önder oradaydı. Makinelerin önüne geçti ve onları durdurmayı başardı

İlk şafak vakti operasyonuna/saldırısına/zulmüne (artık nasıl adlandırırsanız) kadar her şey yolundaydı.  Ardından polisler çadırları yaktı, yıktı, tazyikli su ve biber gazı ile saldırdılar. Vahimdi.

Ancak elbette insanlar yılmadı. Güçlenerek, bu sefer daha da kalabalık olarak yeniden Gezi’delerdi.  Polislere kitap okuyordu direnişçiler.


Yine bir problem yoktu insanlar arasında. Ve sabaha karşı 5 sularında ikinci operasyon gerçekleştirildi.  Bu sefer insanlar uykularında sıkıştırıldı, daha bir vahşiydi.  Merdiven yıkıldı. Çok sayıda yaralı vardı.

Kimse yılmadı.
Ve artık bu direniş, beş gün evvel, nefes alma hakkının engellenmesine, çevrenin tahribine, insanların yok sayılmasına,  yıllardır yaşayış şekillerine yapılan müdahalelere, Reyhan’lıya, tüm sansürlere, pisipisine ölümlere, işlenen cinayetlere, açlığa, zulme, sevgisizliğe, duyarsızlığa ve nicelerine karşı ciddi bir duruş sergilemek ‘yahu durun bir dakika! Neler yapıyorsunuz siz!’ demek, irade göstermekti.



Ardından saat 13.00’da Taksim Meydanı’nda oturma eylemi için bir araya gelindi. Bir basın açıklaması yapılacaktı. Yine hır gür yoktu insanlar arasında. Ayağa kalkanlara ‘ÇÖK ÇÖK ÇÖK’ diye slogan atılıyor, insanlar oturtuluyor, bu sloganları ‘KİMYASAL TAYYİP’  nidaları takip ediyordu. 
En son bir dakika önce saate bakmıştım. 13.06’ydı yanılmıyorsam. Basın açıklaması yapılıyordu ve tam o sırada TOMA’lar müdehaleye başladı. Tazyikli su ve gaz bombaları atıldı. Bir anda koşmaya başladık. Ancak öyle bir yoğun sisin içerisindeydik ki nereye, kime koşuyoruz herhangi bir fikrimiz yoktu. Bir grup arkadaşımız The Marmara’ya doğru koşuyordu. Biz de Faruk Güllüoğlu’na girdik. İlaçlarla kendimize geldiğimizde de pek tabi yeni gelenlere yardım etmeye başlamıştık ki çalılşanlar ‘artık çıkmanızı istemek durumundayız’ dediler.  Çıkmadan önce de elimizden geldiği kadar etrafı toparladık Güllüoğlu. Meraklanma.
‘Gaz bombalarını atmayı kestiler herhalde’ diye düşünüp adımımızı attık ki ‘Pat! Pat!’ Yine gazlar. Koşarak Taxim Hill’e girdik. Bir kez olsun ‘çıkın’ demediler. Sağolsunlar.
Bu sırada da Marmara’ya koşan arkadaşlarımızdan haber almaya çalışıyorduk. Öğrendik ki Marmara’dan çıkarılmışlar ve Gümüşsuyu’na doğru koşmaya başlamışlardı. Tabi polis de arkalarında biber gazlarıyla onları takip ediyordu.


Hill’de bacağından yara almış bir kadına yanımızdaki tentürdiyot, gazlı bez, sargı bezleriyle ilk yardımı yaptık.
Turistler ne olduğunu anlamamış, şaşkınlık, merak ve korku dolu gözlerle bizlere bakıyorlardı.
Yine aynı zaman diliminde Hill’e sığınan 60 yaşlarında bir beyefendi ‘olacak bunlar, bir şeyler olmalı. Yansın gözüm, yarın da devam edeceğiz. Susmayacağız artık’ diyordu.
İnternetten haberleri alıyorduk. Birçok doğru ve yanlış haber duyduk. Ancak hepsinden öte yaşananları bizzat görüyorduk.
Taksim metrosuna gaz bombası atıldığı haberini aldık.
Polisin aşırı şiddetine, orantısız gücüne karşın insanların yalnızca bedenleri vardı.
Protesto için otelin önünde polis alkışlandığı sırada, polisin de gülerek ve büyük bir keyifle alkışa eşlik edip adeta ‘oh ne iyi oldu’ der gibi yüz ifadelerini büyük bir üzüntüyle izledik. Kimsenin gözünün yaşına bakmıyorlardı. Zaten kimsenin gözünün yaşı da yoktu. KORKU ÖLMÜŞTÜ. Korkmamızı isteyenlerin başı sağolsundu.
Saat 5’e yaklaşıyordu. 7’de bir kez daha toplanılacaktı. 
Fas’lı bir kadının ağır yaralandığı haberi geldi.
Bir esnaf polise ‘esnafım, işçiyim, memurum, evime ekmek götürmek istiyorum. Böyle olmaz!’  diye çıkıştı.
Yine benzer saatlerde bir polisin bir köpeğe biber gazı sıktığı fotoğrafı twitter’da yerini buldu. Ancak bu fotoğrafın asılsız olduğu, görüntününTürkiye'den olmadığı anlaşıldı.


Cadde olduğu gibi kapatıldı. TOMA’lar müdehaleye devam ediyordu.
Ve saat 7’ye kalmadan on binlerce insan İstiklâl Caddesi’nde DİR-ENİŞ/İLİŞ ‘teydi.
Bu esnada Çapa’dan doktorlar Taksim’e yardıma gidiyor ve telefon numaralarını twitter üzerinden insanlara yayıyorlardı.
BOYNER, YKM ve MAVİ projede yer almayacaklarını açıkladılar.




Sinem AYGAN ’13 müdehalesi’ için bir durum metni yazmıştı.


Yine benzer saatlerde sivil polislere lacivert şapka dağıtıldığı haberleri dönmeye başladı.


HÜSEYİN AVNİ MUTLU ve KADİR TOPBAŞ bir basın açıklaması düzenledi. Ve onların bahislerine göre adeta her şey güllük gülistanlıktı.
TOPBAŞ: ‘Tretuar genişletme çalışması nedeniyle bazı ağaçlar başka yere taşınıyor. Yanlış algılanan ve birilerinin istismar ettiği olaydan üzüntü duyuyoruz’ dedi. Yani insanların iradesi hâlâ görmezden geliniyordu.
Topbaş tüm bu yapılanların yalnızca yol genişletme çalışması olduğunu söyleyip ‘insanlara durum daha iyi izah edilmeliydi’ derken bugün Recep Tayyip Erdoğan asla geri adım atmıyor ve ‘BİZ TOPÇU KIŞLASINI YAPACAĞIZ’ diyordu. Bu demek oluyordu ki henüz kendileri çok tutarlı bir duruş sergileyebilmiş değillerdi.

Öte yandan TOPBAŞ’a göre yıkılan ağaçlar değil çalı çırpıydı.


Yine cadde ve ara sokakların kapatıldığı ve insanların vahşice saldırıya uğradığı saatlerde basın açıklaması sırasında H. A. MUTLU ve K. TOPBAŞ hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam etti.  AKP HALKLA İLİŞKİLER twitter hesabından şu paylaşım yapıldı.


Haber Türk basın açıklamasının altına ‘GEZİ PARKI POLEMİĞİ’ yazmış, mücadeleyi        -hepimizin mücadelesini- böyle basit bir düzeya indirmeye çalışıyordu. Basının aklı çıkıyor adeta ‘aman, ağzımızın tadı bozulmasın’ diyordu. Yazıktı. Yazık.



Müdahale yok dendi ancak…


Ve pek tabi medya susuyor ve üç maymunu oynuyordu. 


 Ancak onlar istediği kadar sussundu. Sosyal medya ile insanlar örgütlenmeye devam ediyordu. İzmir, Ankara, Adana, Eskişehir, Muğla/Bodrum ve niceleri GEZİ İÇİN, İNSANLIK İÇİN toplanıyordu.
Dünya’nın pek çok ülkesinden (Fransa, Almanya, ABD, İngiltere, Dubai, Hollanda…) Türk polisine ve bu denli büyük çapta şiddete tepkiler yağıyordu.





Asker halka maske dağıttı.




Dünya basını Türkiye’yi yazıyordu.


Eş zamanlı olarak devlet İstiklâl’de internet erişimini engelledi. Ancak yine yeni bir örgütlenme ile caddedeki kafelerin, barların, evlerin wireless şifreleri kaldırıldı yahut ‘GEZİ’ olarak değiştirildi. Çünkü biliniyordu ki İBB Turist kameralarını kapatmış, mobeseler çalışır vaziyette değil, basın canlı yayın yapmıyor ve polisin yakıp yıkmaları direnişçilerin üzerine atılacaktı. Nitekim insanlar kendi telefonlarından ve kameralarından çekimler yaptı. Sosyal medya gücünü göstermeye devam etti. Gerçek haber, gerçek habercilik ‘insanlar’daydı.


Bir başka söylentiye göre Taksim Metrosu’nda ‘kapılar açıldı’ anonsu geçirildikten sonra dışarı çıkan insanlar tekrar biber gazına boğulmuştu.
Sol Haber Portalı’nda bir haber geçti.

Mimarlar odasından yapılan bir açıklamayla Kadir Topbaş’a yalanlama geldi.
Radikal-Mimarlar Odası

Fitaş’ın önünde gaz maskesi dağıtıldı.
Gümüşsuyu Askeri Hastanesi antiasit solüsyon ve astım ilacını dağıtmaya başladı.




Taksim’deki nöbetçi eczanelerin telefonları ve isimleri ayrıca gönüllü avukatlar da liste halinde twitter’da yayılmaya devam ediyordu.


İstanbul Barosu’ndan suç duyurusu yayınlandı.
İstanbul Barosu Suç Duyurusu


Harbiye Ordu Evi’nin kapılarını halka açtığı haberi dolaşmaya başladı.
Levent Üzümcü ve niceleri plastik mermi atılmaya başlandığı söylüyordu.

Ve helikopterle gaz bombası atmaya başladılar.







Yüzlerce otobüs ve çevik kuvvetin E5 üzerinden, Gümüssuyundan Taksim’e çıktığı haberi geldi.

Olaylar sırasında iki çocuk kayboldu ardından ikisi de bulundu.
Fener Rum Patriği destek için Hilton’a gitti.

Oxford’dan, Los Angeles’tan Gezi Parkı’na destek.




 İlk haberleri yapan Artı Bir Televizyonu’ndan sonra Flash TV güzel bir yayın yaptı.


 Uluslararası Af Örgütü çağrıda bulundu.



Fransız Kültür Merkezi önünün durumu buydu.

Direnişin en güzel karelerinden birini yine benzer saatlerde gördük.

Halk TV olayları canlı olarak 2 gün boyunca takip etti. 
Bir sürü yaralı çağrıları geliyordu internetten. İnsanların yardıma ihtiyacı vardı. Doktor bir çift yardım için insanlara ulaşmaya çalışıyordu.


BBC World, CNN Live ve bir Norveç kanalı canlı yayın yaptı.


Ve bu sabah 01 HAZİRAN 2013



Dünya medyasında haberler güncellendi ve Türkiye’yi yazan gazete sayısı arttı.
Devrim nasıl filme çekilir isimli yönlendirici bir video yayınlandı.
Devrim Nasıl Filme Çekilir

Bruce Willis duyarlı bir yaklaşım sergiledi.


TUSİAD ‘aşırı orantısız güç kullanılıyor’ ifadesinde bulundu.
Gözaltına almalar devam ediyor.

İzmir polisi halkı alkışlayarak geri çekildi.



15.00 sırasında Ankara’da toplananlara polis ciddi müdehale etti. Başbakanlık binası ve çevresinin korunması için jandarmadan yardım istendi. Barikatların aşılması halinde jandarmanın müdehale edeceği ifade ediliyor.
15.40 twitter’a erişim yok

DİR-ENİŞ/İLİŞ DEVAM EDİYOR.


15.45 polis geri çekildiğini ve bu talimatın Vali Mutlu tarafından verildiğini açıklayarak herkesi meydana topladı.
15.55 polis tekrar gazlarla saldırdı. Bu kendi halkına pusu kuran bir devletin geldiği mide bulandırıcı noktaydı.
15.58 halk Gezi’ye ilerlemeye devam ediyor.
16.14 polis vahşi saldırısına devam ediyor.
16.32 POLİS ÇEKİLDİ.
17.05 çok büyük bir biber gazı atıldı.
Cnn ve Al jazeera bütün bu tuzağı canlı yayınladı.





17.59 sosyal medya haberine göre Antakya'da barikatları yıkan polise halk patates fırlattı
18.14 Ankara'da müdahale devam ediyor. Helikopterlerle gaz bombası atıldığı haberi sosyal medyada dolaşıyor.

Okan Bayulgen ve ‘Marjinal’ kadınlarımız.


UNUTULMAYACAK!



Canan Poyraz

Hiç yorum yok:

KozmoPolitik.com